Unutma.Net Paylaşım Platformu  

Go Back   Unutma.Net Paylaşım Platformu > Güncel > Teknoloji > Ses ve Görüntü Sistemleri

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 21-04-10, 09:52   #1 (permalink)
 
InvisibLe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Bulunduğu Yer : Beni BenimLe BıraK
Kayıt Tarihi : 17-04-10
Üye No : 4
Konular : 65
Mesajlar : 82
Rep Gücü : 10
Rep Puanı : 220
Rep Derecesi : InvisibLe has a spectacular aura aboutInvisibLe has a spectacular aura aboutInvisibLe has a spectacular aura about

Standart Feed Back

Feed Back nedir, sese faydası ve zararı nasıl ve ne kadardır ?,
Feed Back çeşitleri, zararlı feed back’ in önlenmesi ya da azaltılması için doğru yollar…….


En çok bilinen feed back :

1- Amplifikatör, preamplifikatör ve sesle ilgili diğer elektronik cihazlara tatbik edilen elektronik feed back, yani elektronik cihazın frekans responsunu düzeltmeye ve distorsiyonlarını azaltmaya yarayan ve yapılması isteğe bağlı olan elektronik feed back,
2- Bazı devrelere gerekli olan eğri (curve) lerin oluşturulması için gerekli olan elektronik feed back,.
3- Mekanik titreşimler, hava titreşimleri vs. ile ortaya çıkan ve seste (Bilhassa pikaplarda) büyük olumsuzluklara sebep olan ve mümkün olduğunca azaltılması çok gerekli olan feed back…….

Önce 2- şıkkından başlayacağım. Bu gerekli feed back için en önemli örnek ve en yaygın olanı pikap preamplifikatörlerindeki “RIAA” curve’ü dür. (Açılımı : “Recording Industry Association of America”)

Öncelikle, pikap meraklısı audiofillerin sayısı artmakta olduğundan, RIAA curve’ünün amacını anlatacağım, ama daha önce pikap kafalarının (Cartridge) çok önemli ama pek bilinmeyen bir yönünden söz etmeyi faydalı buluyorum.

Pikap kafaları (Cartridge) çok çeşitli olmakla birlikte, artık günümüzde en yaygın olanları MM (Moving magnet – Hareketli miknatıslı) ve MC (Moving coil – Hareketli bobinli) olanlarıdır. Pikap kafalarında, genellikle saf elmastan yapılmış olan ve mikroskop altında laser ile yontularak istenilen şekil verilen iğne, çok ince, boru şeklinde olan ve adına “Cantilever” denilen ve ucuz kafalarda, alüminyum, daha pahalı kafalarda ise istenilen sese göre, “rubidium”, “stronsium”, neodimium”, “boron” gibi elde edilmesi zor ve çok hafif olan metallerden yapılan çok küçük ve et kalınlığı mikron mertebesinde olan bir borunun ucuna özel bir yapıştırıcı ile ve yine mikroskop altında kontrol edilen özel aparatlarla yapıştırılır.
Cantileverin yapıldığı metale göre pikap başının ses telaffuzu değişir. Çünkü, iğnenin plaktan aldığı titreşimleri, hareketli bobin ya da miknatısa ileten bu cantilever dir. Tıpkı bir hoparlör kablosunun, elektriksel ses sinyallerini hoparlöre iletirken, cins ve kesitinin değişmesi ile ses telaffuzu nasıl değişiyorsa, burada da iğnenin titreşimlerini ileten bu cantileverin boyu, yapısı ve onun imal edildiği metalin cinsi ile sesin telaffuzu da önemli ölçüde değişir. Burada, ucuz ve basit kafalarda kullanılan alüminyumun haricinde, pahalı ve yüksek kaliteli MC kafalarda en çok kullanılan dört tip cantilever i incelemek istedim.
1-Rubidium : Ses çok doğal, crisp, ve bazı audiofillerin fazla bile bulabileceği kadar detaylı, aynı zamanda dinleyici kulağın diğer kafalardan rahatlıkla ayırt edeceği kadar az distorsiyonlu, doğal yumuşaklıkta, akıcı, billur gibi tabir edilen bir sestir. Rubidium cantilever kullanılan kafaların en ünlüsü, artık pahalılığı yüzünden imalattan kalkan Nakamichi MC – 1000 dir. Ben bu kafayı seneler önce paraya kıyıp aldığımda, daha önce kullanmakta olduğum “SUPEX SDX-1000” marka kafanın yerine takınca, arada kulaklarıma inanamayacağım kadar büyük fark bulmuştum….Ve, Supex sdx 1000, o zamanlar stereo mecmualarının yere göğe sığdıramadıkları, mükemmel bir kafa idi ama prospektüsünde cantilever inin hangi metalden yapıldığına dair bir bilgi yoktu……
2-Stronsium : Ses sert ve dinleyiciye detaylar müzikten önde imiş gibi gelen, ancak, Rock, Metal vs tipi müzik meraklılarının çok tercih ettiği bir tipdir….
3-Neodimium : Yumuşak ve detaylar müziğin içine karışmış gibi olan ve “easy-listening” tabir edilen tipte müziği sevenlerin tercih ettiği bir cantilever tipidir. Hala günümüzde kullanılmaktadır. Bilhassa sert sesli transistorlu ampli ya da çok sert sesli hoparlör sahipleri sesi yumuşatmak için bu tip cantileveri olan bir cartridge tercih edebilirler.
4-Boron : Günümüzde en çok tercih edilen, Rubidium ile aynı özellikleri taşıyan, ama boron metali rubidiumdan daha sert ve daha hafif olduğundan, daha az bir traking force (iğnenin plağa basma ağırlığı) ile çalabildiğinden, en çok tercih edilen cantilever tipidir.
Tabii bu saydıklarım, pahalı MC kafalarda kullanılmaktadır. MM kafalarda genellikle alüminyum ya da düralüminyum kullanılır.

Gelelim RIAA nın ne olduğuna : Plaklar, plak kayıt makinesinde oluşturulan ve plaklardaki groove denilen çukurların, negatifi yani tersi olan (yani, plaktaki çukurluklar burada tümsek, tümseklikler de çukur halindedir), kalıplar vasıtası ile ve özel bir vinyl maddesinin ısıtılarak yumuşatılmış hali bu kalıplar arasında basılarak elde edilir. 1950 lerin ilk yarısında, LP ve Stereo plaklar iyice yaygınlaşınca, mühendisler, seslerdeki frekanslar yükseldikçe, bu frekansların, daha alçak frekanslarla aynı genlikte kayıt edilemediğini fark ettiler. Bir çok plak şirketi, tiz seslerin daha iyi ve doğal kayıt edilebilmesi için çalışmalara girişti, ancak ortaya ne olduğu belli olamayan bir kaos çıktı. Bunun üzerine belli başlı plak şirketleri, Columbia markasının önderliğinde ve “Bell telephone laboratories”in bir yan kuruluşu olan “Bell audio lab” laboratuarında birleşerek, DECCA firmasının geliştirdiği bir curve’ü biraz daha geliştirerek ve adını RIAA koyarak plak kayıt teknolojisinin bundan böyle artık kayıtları bu curve’e göre yapmalarını karara bağladılar. Bu curve’de, 1000 hz. Sıfır sınırı olarak kabul edilmiş olup, 1000 hz. in altındaki frekanslar, 30 hz. de – 16 dB olacak şekilde 1000 hz. den aşağıya doğru tedricen azaltılarak, 1000 hz. in üzerindeki frekanslar da 16000 hz. de + 18 dB. olacak şekilde tedricen arttırılarak kayıt edilir. Tabii, bu iş için çok gelişmiş mixer ve equaliser’ler kullanılır. Günümüzdeki plaklar da yine bu yöntemlerle ve daha gelişmiş cihazlarla yapılmaktadır.
Bir plağı, preamp.in PHONO girişinden başka bir girişinde çalmak istersek, ortaya, tizleri çok yüksek, basları da neredeyse duyulamayacak kadar az olan bir ses çıktığını görürüz. Bütün preamp. ların phono girişlerinde, kayıt makinesine verilen curve’ün tersi olan, ve 16000 Hz. – 18 dB, 30 HZ: de + 16 dB. olan bir curve kullanılır. Bu curve, kayıt makinesinin curve’ünün tersi olduğundan, ortaya lineer ve güzel kaydedilmiş bir ses çıkar. Bu RIAA curve’ü için de, mecburen çok yüksek dB.li bir feed back devresinin kullanılması zorunludur.
Bütün feed back’ler, devrenin hızını, dB. lerinin yüksekliği oranında azaltır. Örneğin RIAA curve’ünün devreyi yavaşlatması 40 m-saniye mertebesindedir.
Bunun gibi, teyp cihazlarında da değişik dB lerde kayıt ve play back curve’leri kullanılması, kaydın daha sıhhatli ve lineer yapılabilmesi için zorunludur. Aslında, bir devre dizayn edilirken, feed back’in o devrenin hızına vereceği yavaşlatma ile, feed back olmadan o devrenin çalışabilmesi arasında bir tercih yapılır. Ve çoğunlukla feed back galip gelir.

Pikaplar ile ilgili hayli gevezelikten sonra, esas feed-back’in fayda ve zarar oranını hesaplamak, feed back’in zaruri olmadığı zamanlarda gerekir. Şöyle ki :

Bir amplifikatörün prototipi imal edildikten sonra ölçümleri yapılır. Bu ölçümler arasında en önemli olanları frekans responsu ve distorsiyonlardır. Distorsiyon konusu, çok önemli ve uzun olduğundan, başka bir yazıma konu olacak.
İmal edilen amplifikatörün prototipi, yapılan ölçümlerden sonra, icap eden bazı geliştirmelere tabi tutulur. Ancak, beğenilmeyen bir yerini çok fazla düzeltmeye çalışmak, genellikle o beğenilmeyen yer düzeltilirken, iyi çalışan başka tarafların çalışmasının bozulması ile sonuçlanabilir. Bu durumda imdada feed back yetişir. Örneğin, amplifikatörün frekans responsunda, 20 hz. ile 20 K.hz arasında 2 dB.lik bir fark söz konusu ise, ve bu fark düzeltilmeye çalışılınca, distorsiyon nispetleri artıyor ve /veya güç azalıyor ise, frekans responsu çok düz ama distorsiyonu yüksek bir amplifikatör yerine, -2 dBlik feed back verilmesi ile, hem frekans responsu düz olan hem de distorsiyonları daha da azalmış bir amplifikatör tabii ki tercih edilecektir.
Genellikle -3 dB. den az olan bir feed back devrenin hızını hissedilecek kadar yavaşlatmaz. Yani aslında feed back, bazı firmaların sansasyon yaratmak için kopardıkları yaygaralara sebep olmaz. Yani elektronik feed back’ten öcü gibi korkmamız yersizdir.

3-Mekanik feed back ve akustik feed back…..İşte bu feed back’ler tam bir “ÖCÜ”
dür ve kesinlikle, yok edilemese bile azaltılması zorunludur.

Bir mikrofonun, aynı ampliye bağlı bir hoparlörün karşısına getirildiğinde çıkan düdük gibi sesi bilmeyenimiz heralde yoktur. İşte bu ses bir akustik feed back olayıdır.
Akustik feed back’in tanımını şöyle yapabiliriz :
Bir ses kaynağından çıkan sesler, kulak zarımızı, ve iç kulaktaki buna bağlı olan, çekiç, örs ve özengi kemiklerini aynı frekanslarda titreştirir ve bunlara bağlı sinirler yolu ile beynimize ulaşması ile sesi beynimizde canlandırırız. Ancak kulak zarımızı titreştiren bu sesler, bulunduğumuz mekandaki diğer nesneleri de aynı şekilde titreştirirler. Bu titreşimden, mesela, mekandaki bir koltuk, sehpa, ya da bir masanın titreşmesi, bizim dinlediğimiz müziğe pek tesir etmez. Ama, bir pikap dinliyorsak, bu titreşimlerin, pikabın kasası, platter’i (plağı üstüne koyduğumuz döner tabla) ve en önemlisi de pikabın kafasına tesiri çoğu zaman hiç te küçümsenmeyecek boyutlardadır. Bu titreşimler, pikabın kafasını, ikincil olarak titreştirip, aynı seslerin ve harmoniklerinin, sanki plakta varmış gibi tekrardan okunması dolayısı ile ve volümü artarak tekrar tekrar okunması ile ortaya harmonik ve faz distorsiyonu hayli yüksek (% 20 lere varan) bir ses çıkar. Tabii bu olay çok can sıkıcı ve hiç istenmeyen bir durumdur.
Buna mani olmanın başlıca yolu, pikabı ya da sistemi, iki hoparlörün arasına ve tercihan hoparlörlerin ön yüzeylerinin arkasında kalacak şekilde yerleştirmek, pikabın altına yumuşak ve tercihan “sorbothane” maddesinden bu iş için yapılmış ayaklar koymak, pikap dinlenirken de üst kapağı kapatmak gibi basit çözümler olabilir. Sorbothane phono feet’ lerin dört adedinin fiatı yurt dışında 50 USD civarında satılmaktadır, yurt içinde de yaklaşık bu fiatlara bulmak mümkündür. Ancak yeni iken yumuşak lastikten zor ayırt edildiğinden, Audio quest, veya Mission gibi markaları tercih etmek iyi olur. Zaten Mission, sorbothane maddesinin hi-fi cihazlar üzerinde kullanma patentini 10 yıllığına almıştı. Ancak bu 10 yıl, yaklaşık 7-8 yıl önce bitti ve başka firmalar da yapmaya başladı. Ben Audio quest’inkini kullanıyordum. Pikap olayından vaz geçtikten sonra, bunları CD playerin altına koydum ve onda da çok iyi sonuç aldım.
Akustik feed back’in pikabınıza tesir edip etmediğini anlamanın en kolay yolu şu dur : Ampliye cereyan verin, input selektörü phono konumuna getirin (sanki pikap dinleyecekmiş gibi) ve volümü tam kısın. Sonra da pikabın elektrik fişini prizden çıkarın. Pikaba bir plak koyun ve iğneyi bu dönmez vaziyetteki plağın başı ile merkezi arasındaki kısmın ortasına yakın bir yerine indirin. Bunları yaparken pikabın titrememesine ve/veya sallanmamasına dikkat edin. Sonra, amplinin volümünü yavaş yavaş açmaya başlayın. Eğer amplinin volümü maksimuma yaklaşmasına rağmen, hoparlörlerden sadece bir his sesi geliyorsa, siz şanslı bir dinleyicisiniz. Ama, hoparlörlerden gittikçe büyüyen kalınca bir ses duyarsanız, hemen volümü kısın. Çünkü bu, akustik feed back’in pikabınıza tesir ettiğine işaret eder, ve volümü kısmazsanız, ses büyümeye devam eder ve sonunda hoparlörlere zarar verebilecek seviyelere kadar çıkar. Yukarıda saydığım önlemler de (sistemi ve pikabı hoparlörlerin arasına almak, pikabın altına sorbothane koymak vs.) pikabınızı akustik feed back ten koruyamıyorsa, o zaman bu iş için özel yapılmış hava yastıklı ve pompa ile şişirilen rack sistemler, ya da pikap standları kullanmanız gerekebilir. Bu arada, duvara bir raf monte edip, pikabı bunun üzerine oturtmak da iyi sonuç verebilir. İngiltere’de “Target audio” tarafından üretilen bu tip pikap standları ve rafları da vardır. İnternetten araştırılırsa başka imalat da bulunur mutlaka.
Mekanik feed back ise, dinleme mekanındaki sesin, hi-fi sistemin üstüne konulduğu objelere (raf, stand vs.) tesir etmesidir. Havadan gelen titreşimleri önlemek hayli zordur, ama, yer döşemesinden gelenler standın altına yumuşak bazı nesneler konularak önlenebilir.
__________________
DogruLarın Kaderidir YaLnızLıK...
InvisibLe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
back, feed


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Forum Şartları


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:47.


Powered by vB ® Version Gizlenmistir
Unutma.Net © 2009 - 2010
designed by Raw
Google Sitemap Generator

sohbet | chat | muhabbet | irc | ircforum | ircforumlari | forum


Content Relevant URLs by vBSEO 3.3.0